| teknoloji insan hayatını nasıl değiştirdi |
|
TEKNOLOJİK SÖMÜRÜ ÇERÇEVESİNDE BİLGİSAYARLAŞMAYA BİR BAKIŞ Hasan Basri Ercan
İnsan hayatını kolaylaştırmak; bütün araçların ve bilgilerin ortaya çıkış sebebi budur. Bilgisayar ve ona bağlı "bilgi iletişim teknolojisi" de bunlardan biridir. İnsanlık tarihi boyunca araçlar üzerinde edinilmiş tecrübî bilgi zamanla bilgisayar gibi ruhsuz, sınırlı ve "komut"larla perdelenmiş bilgi yüklü makineleri doğurdu. "Bilgi işlem teknolojisi" diye adlandırılan bu makineler; ticaret, ilim, kamu alanlarında kullanılarak hayatımıza girdi. İlerleyen dönemlerde askerî müesseseler, haberleşme müesseseleri, holdingler, şirketler ve ev kullanıcıları olarak yaygınlaştı ve kendi sektörünü oluşturdu. 1980-1996 dönemlerinde bu sektör dünya ticaretinin % 12'sini eline geçirdi. 1977-78 yıllarında ise, % 30'lara ulaştığı tahmin ediliyor. Eşya ve hâdiseyi insan hizmetine sunmayı kendi iktidarlarını kuvvetlendirme yönünde gâyeleştirenler bu sektörde de çeşitli desiselerle güç vb. yer edindiler. TC her zaman olduğu gibi montaj ruhunu aşamadı. Türkiye'ye ilk bilgisayar 1960 yılında Karayolları tarafından satın alınmıştı. Bu bilgisayarlarda personel bordrosunun yapılmasına Maliye Bakanlığı karşı çıkmıştı. Nereden nereye! Ham yobaz kaba softanın devletleşmiş hâli... Bilgisayar Amerika merkezli ve ilim adamı devşirmeciliğiyle yürüyen bir teknoloji mahsülü. Otomotiv ve silah endüstrisi gibi büyük, sabit, fizikî ve yüksek sermaye gerektiren yatırımlar istemiyor. Küçük ve kısa vâdeli yatırımlarla yüksek gelirler elde edebiliyorlar. Bunu mümkün kılan ise "donanım" ve "yazılım" sektörü. Amerika'nın bu sektörde payı 100 milyar dolar üzerinde. Tek başına "yazılım" sektörünün getirisi ise 70 milyar dolar civarında. Amerika'nın askerî ve sivil uçak satışından elde ettiği gelirin 3 milyar dolar olduğu düşünülürse teknolojideki gâye (sömürü) apaçık ortaya çıkar. "Gelişmekte olan" ülke, "az gelişmiş" ülke denilerek baskı ve kompleks altında tutulan ülkelerden biridir T.C. Üretmenin değil, tüketmenin ve tükettirmenin takibçisi ve yol arayıcısı yatırımcıların hâli ise ortada. En ucuza ve en kısa zamanda, cazib ve talebi yüksek malı kimden, nereden ve nasıl gelirse gelsin, almak ve satmak ve buna uygun "donanım" oluşturmak. Bu ise montajdan ve üreticiye bağımlı olmaktan başka birşeyi doğurmuyor. Dışarıya fikren açık fakat tüketici olarak kapalı anlayışa ve batı standartlarını aşıcı kendi teknik âletini üretici ruh ve fikir ahlâkına sahib olamayış, TC'yi bu hazin çukura itiyor. Sanayi devriminin ürünü teknoloji karşısında genelde 500 özelde son 200 yıldır müşteri ve kullanıcı konumunda hayatını sürdürüyor. Aidata, Casper, Beko, Arçelik malűm soydan araçlar... İslâmcı sermaye diye adlandırdıkları, bu dümeni bozabilirdi, endişeler bu yöndeydi. Gerçi devletleşmemiş iktisadî yatırım ve fikir hiçbir zaman yürümez. Bunu lâikler farketti; bir de bizimkiler farketse... Bütün araçlar gibi bilgisayar da, kendisinin üretimini sağlayan şartları değiştirdi ve ona bağlı dil oluşturuldu, ahlakî ve hukukî hükümler geliştirildi. Marx'ın para üzerinde bize hissettirmeye çalıştığı yabancılaşma burada hatırlanmalı. Teknolojinin büyüsüne aldanıp, gerekli gereksiz sürüyle âleti aylarca eve taşıyan insanın ne garibtir ki, iddiası hâlâ teknolojinin insan hayatını kolaylaştırdığıdır. Teknolojiye hâkim ve hiçbir araca insan ruhunu zedeleyici faaliyet alanlarında yer vermeyen bir tavır ancak, insanı araca mahkûm olmaktan uzak tutacaktır. Bu anlayış teknoloji karşıtı değil, aksine kendi ürettiğine tapmanın önünü kesici ve aracı hakkı olan yere oturtucu bir anlayıştır. Bunu arabasının bakım ve temizliğini, çocuğunun bakım ve temizliğinden daha çok düşünenler, "bilgi işlemin" bir versiyonu olan internet ve televizyona ayırdığı vakti ibadet ve ailesine ayırdığı vakitten fazla olanlar, eşiyle gezmektense, arabasıyla gezenler, çeşitli âletlerin zevkine göre giyinenler ve yiyenler daha iyi anlar. Teknolojiyi kullanalım, ama gerektiği kadar. Tüketelim, ama gerekli olanı. Bir tarafta çamaşır makinesi, bir tarafta kamera. Televizyon şirketi yahut kameraman değilseniz, ömrünüzde üç veya beş kez yararlanacağınız birşeyi almak için çırpınmak ve hayran tavırlar sergilemek niye? Cep telefonu örneğinde olduğu gibi, teknolojiye olan ilgimiz bizi nerelere götürüyor. Bir başka deyişle insanımız teknolojiyi neresinden anlıyor? Tüketmek için üretmek lâzım, üretmek için tüketimi ve üretimi kontrol altında tutabilecek devlet lâzım. "Bilgi işlem teknolojisi"nin üreticileri, ilk olmanın ve gelişmede önü açık âletlere, programlara, işlemcilere sahib olmanın verdiği rahatlıkla çağın en hızlı zenginleşen holdingleri, devletleri oldular. (Microsoft, Lotus Unix, Japonya, Amerika, Tayvan vb.) Bunda da mevcud teknolojiye sahib olmanın yanısıra, müşteriyi tanıma ve buna bağlı propagandanın da etkisi vardır. İç içe bir oluşla birbirinden bağımsız olmayan askerî, ticarî, ilmî, bürokratik örgütlülük bu gücün icrâ kanatlarıdır. Dünya insanlarının kanı, emeği üzerine hegemonyalarını kuran bu iktidar sahibleri; eşyâ ve hâdise buudunda meydana gelen keşif unsurlarını sömürülerine malzeme olarak kullandılar. Müslümanların devlet plânında temsil edilmediği günümüzde, insanlarımız bunlara pazar olmaktan öteye gidemedi. İnsan hayatını kolaylaştırmak: Niçin ve nasıl? Eşyâ ve hâdiseyi zabtu rabt altına almak ve en hassas ruh çizgileriyle onu ilişkilendirmek ve geliştirmek, bu yolda kuşanılması gereken ideal. Bunun ruh ve ahlâkına sahib oluncaya kadar, faydasız ilme sırt dönücü ve batıyı içinden ve dışından yakalayıcı çökertme ve faaliyet alanını daraltmanın her çeşidine başvurmak ve devletleşme yolunda gerekeni tedaî ettirici, aksiyon üretici fikri kuşanmak ise, ana gâye... "Makine yapacak makineyi yapabilme ehliyeti meydana gelinceye kadar, idealimiz madde hünerini mâlik ellerde esir bilinecek ve o zalim madde boyunduruğundan kurtulmak için müsbet bilgi fedaileri gerekirse, gece uykularını bir saate indirecek ve millet kepekle toprağı karıştırıp yiyecektir. Kelimenin tam mânâsıyla bu inkılâbın gençleri her adımda bu oluşun ızdırabını ciğerlerinde hissedecek ve inkılâba kadar her eşya ve hâdiseyi bu ruh ve idealin perçinlediği aşk ve ızdırapla teftiş edecek ve kendi boyunduruğu altına almayı bilecektir. Ak sütün içindeki ak kılı farkedici anlayış olgunluğuna erecek bu gençlik, fahişeliğin en sefil ve rezil şekli montaj sanayiini batıya teslimiyyet bilecek ve Minarelerde yükselen ezanlarla batı ruh ve kültürünü yenme davası güderken, fabrika bacalarından yükselen duman kıvrımlarının göklerdeki nakşiyle de maddeye hakimiyyet hünerini batıdan koparıp almak gâyesini temsil edecektir." İfâde etmeye çalıştığımız bu husus Büyük Doğu-İBDA külliyatı boyunca takib edilebilir. Sosyal psikolojide şöyle bir hâdise anlatılır: İngiltere, halkla ilişkiler uzmanı iki sosyoloğunu, biri Afrika diğeri Hindistan olmak üzere iki yere gönderir. Gâye şudur: Ayakkabı satışı yapılacak durum tahlili. Uzatmayalım... Afrika'ya giden raporunu gönderir: "Biz burada ayakkabı satamıyoruz, çünkü hiç kimse ayakkabı giymiyor." Hindistan'a gönderilen biraz daha gözü açık ve uyanık, o da şöyle der raporunda: "Burada aşırı derecede ayakkabı satabiliriz, çünkü hiç kimsenin ayakkabısı yok. Yalnız bir şartla, insanlara ayakkabı giymeyi öğretmek lâzım." Bu çerçevede 85'li yılları düşünün, bilgisayara ne kadar soğuktu insanlar. Bahanesi: Öğrenilmesi ve kullanılmasının zor ve karışık olduğuydu. Şimdi öyle mi? Windows, Linux, Unix, Dos, Office vs. sardı ortalığı... Öğrenmek kadar, kullanmak da kolaylaştı. Fakat bu kolaylığın bedeli Office'de 450$, Visual Basic'de 1250$, 3D Studio'da 4250$ oldu. Şirket, banka ve holdingler için hazırlanmış, Network, Nowel vb. "yazılımlar" ise cabası... Çeşitli âletlerin serî kullanılmasını sağlayan uydular ve bunlar üzerinden elde edilen gelirlerin ise haddi var hesabı yok. Kendi ülkeleri hariç, diğer ülkelerde teknolojik gelişmenin önü bu rant kavgası yüzünden bir vesileyle kesilmekte ve binlerce "donanım" ve "yazılım" malzemesi çeşitli adlar altında ihtiyaç hissettirilerek ve uzun boylu gevezeliklere mevzu olması sağlanarak tükettirilmektedir. Burada muradımız teknolojiye karşı olmak değil, -ki bu aslâ düşünülemez- teknoloji bahanesiyle sömürülmeye karşı olmaktır. "Eşya ve hâdiseleri tahlil ederken, bunların muvazene âmili "ruh"un görünür nisbetler içinde suretlerini teşkil ettiğini belirtmek" ifâde etmeye çalıştığımız mevzuun mânâ terkibi... Dünya Bankası iki yerde kredi verdi, verir... Bunlar otoban ve "bilgi işlem teknolojisi" eğitimi. Yüzyıla yakın bir zamandır demiryoluna tek bir çivi çakılmamışken otoban yapımı... Gâye, malûm, araba tüketimini artırmak. Sonrası, dengesiz tüketim ve plânsız programsız yatırımla gelen binlerce ölü... Okullara gönderilen onbinlerce televizyonu, bilgisayarı, video'yu merak edenler, onların kullanılıp kullanılmadığına yahut nerelerde kullanıldığına gidip baksınlar. Her gelen iktidarın semirttiği holdinglerin düşük modelli malları, lojmanların en gözde malzemesi olmuş... Bütün bunların yanında, -hangi mantıkla yapılır bilinmez- Milli Eğitim Bakanlığı, Dünya Bankası'ndan aldığı kredilerle, öğretmenlere açılan kurslarda batının son ürettiği programları öğretmekle meşgul. Mühendislerimiz montaj ruhuna sahib; biraz sivrileni, ilim adamı devşirmeciliği kurbanı... Bilgisayar ve program üretme kursu verilse, Dünya Bankası bırakın kredi vermeyi, alacaklarını hemen tahsil eder. Kopyası yasak programlar öğretildikçe tüketiliyor ve cebimizdeki bozukluklar, başkasının cebinde bütüne dönüşüyor. Ev kullanıcıları, propagandaya aldanmış; bilgisayardan nasıl yararlanacağını bilmiyor, çetrefil bir hayatla boğuşuyor, aldığı bir makinenin aylarca, yıllarca taksidini ödüyor, biri bitip biri başlıyor, ama hepsi kolaylık adına... Bundan sonra, ya oyun oynuyor ya film izliyor... Atari ve televizyon hâline getirilen bilgisayarlar, kullanıcının komik yüzünü deşifre ediyor. İhtiyaç hissetmek ve ihtiyaç hissettirmek... Propagandanın bir gâyesi de budur. Gerekeni tâyin etmekte fikir sahibi olmayışın vermiş olduğu bu hayat tarzı, makineye eğlence gâyeli köle olmayı doğurdu. Bu ise güç ve iktidarlarını zihinleri iğdiş ederek, kafaları dumura uğratarak sürdürenler için vazgeçilmez kaynak oldu. Her sahada zuhurumuz kaçınılmaz olacağından, bu sahaya da ruh ve ahlâk ölçülerimizi zedelemeden mührümüzü vuracağımız biline... Şu zamanda içinde bulunduğumuz hâle binâen, teknoloji alıyorum diye sömürülme tesbiti çerçevesinde, herkesin uzmanı olduğu alanda söz sahibi olması ve batıyı kendi eliyle batırıcı dinamizme yürümek ise. yapılması gereken!..
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|